Bugun...

ULUSAL EĞİTİM YOLUMUZ

 Tarih: 23-11-2022 19:30:00
RUFAT ŞENER

          Ulusumuzu bağımsız, demokratik, laik ve çağdaş bir toplum yaşamına kavuşturmak ereğini taşıyan Türk Devrimi’nin, 1923 Aydınlanmasının önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Başöğretmen’ sanını kabul edişlerinin 94. yıldönümünü kutluyoruz.

          Türk Devrimi’nin amaçladığı çağdaş insanın yetiştirilmesinde, Türk öğretmenine “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” gençler yetiştirmek görevi veren Mustafa Kemal Atatürk, bu sözüyle toplumumuzun geleceğini belirleyecek temel etkenin eğitim olduğunu anlatmaktadır.

           Eğitim, kişiyi olumlu ve gerçekçi düşünmek yetisine eriştirmek işidir. Kişiye düşünme özgürlüğüne ulaşmanın, topluma çağdaş uygarlığa erişmenin yollarını eğitim açacaktır.  Günümüz dünyasında insanımızın gelişime uyum sağlaması, düşünsel birikimini tamamlayabilmesi, bilimsel ve sosyal yenileşmelere egemen olması gerekmektedir. Bunun için ezberci değil sorgulayıcı, karşılaştırma ve bileşim gibi yöntemleri uygulayıcı, neden-sonuç ilintisini kurucu ve düşünen öğrencileri yetiştirmek, onları Cumhuriyetimizin yurttaşları olarak hazırlamak, öğretmenimizin Atatürk’ten aldıkları görevin gereği bilinmelidir.

           Cumhuriyetimizi yaşatacak genç kuşakların ulusal kimlikte bireyler olmaları, onların laik eğitim dizgeleri içinde ‘akıl’ ve ‘bilimi’ önder seçmişlikleri, ulusumuzun   geleceğini açacak kapıların anahtarı olacaktır. Eğitim uğraşlarında, geleceğimizin umudu çocuklarımıza bu anahtarı kazandıracak bilge kişiler Cumhuriyetimizin öğretmenleridir.

           Kemal Atatürk, “En önemli, en verimli görevimiz ulusal eğitim işleridir. Ulusal eğitim işlerinde ne olursa olsun üstün gelmek gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak böylece olur.” sözleriyle, bilgi ve teknolojinin hızla geliştiği çağımızda, ulusumuzun eğitime vermesi gerekecek önemi açıklamıştır. Nitekim ulusumuzun bağımsız yaşamak hakkını kazandığı ‘Kurtuluş’ sürecinden, çağdaşlık yolu ‘Kuruluş’a geçen süreçte eğitim işlerinde üstün gelmek çabalarımıza Mustafa Kemal Atatürk önderlik etmiştir. Türk uyanış ve kalkınmasında eğitim meşalesini yakan Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetimizin Başöğretmenidir.

          “Ölümünün 84. Yıldönümünde saygı ve hasretle andığımız büyük önder Atatürk, dünyada eşine az rastlanır şekilde hem Başkomutanlık hem de Başöğretmenlik unvanlarını taşımaktadır.” 

          Mustafa Kemal Atatürk; Utku ile bitirdiğimiz Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ebedi Başkomutanı; laik ve çağdaş Cumhuriyetimizin ve eğitim devriminin Başöğretmenidir.

          Doğaldır ki ulusal kurtuluşa ermek, ulusun yeni bir devlet kurması ve çağdaşlaşması için yeterli görülemezdi.  Türk ulusunun ‘Kurtuluş’ süreci, ‘Kuruluş’ süreciyle tamamlanmalı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti var edilmeliydi. Çünkü orta çağ dogmalarından kurtulamamış, geçmiş dönemlerin eğitim öğretim dizgeleriyle, bilgisizliğin prangası öğretim kurumlarıyla akılcı kafaya, özgür düşünceye, çağdaş uygarlığa erişilemezdi. Uygarlık yolunan anahtarı ‘En gerçek yol gösterici’ bilimin değerleri olmalıydı. Hurafeler, batıl inançlarla örülü geçmiş yüzyılların eğitim öğretim şeklinin insan aklını karartmasına son verilmeliydi.

          Bu amaçla Türk ulusu 1919 – 1922 yılları arasında Mustafa Kemal’in önderliğinde, emperyalizme ve tetikçisi Yunanistan’a karşı verdiği Kurtuluş Savaşı’yla ölüm reçetesi Sevr’i yırtarak, bağımsızlık belgesi Lozan’a ulaştı.   1 Kasım 1922 tarihinde saltanat yönetimine son verdi, “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesi toplum yaşamında yer buldu. Bu ilke üstüne 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet yönetimi kuruldu. Ardı sıra 3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası ‘Tevhid-i Tedrisat) kabul edildi. Aynı gün Halifeliğin Kaldırılması Yasası’nın (Hilafetin İlgası) çıkarılmasıyla gericiliğin kaynağı olmuş medreseler kapatıldı. Çağdaş ve uygar Türkiye’de tek bir öğretim düzeninin, laik eğitimin egemen olması sağlandı.  Bu yasaların yaşama geçirilmesiyle, eğitimde orta çağ kapılarının kapatılması, ‘muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı amaç edinmiş’ insanlarımıza özgür düşünceye dayalı aklın   yolunun açılması sağlandı.             Çağdaşlaşma yolundaki bu çabalar, ancak bütün halk kesimlerinin okuma yazma öğrenmesiyle başarıya ulaştırılabilirdi. Ne var ki, yüzyıllardan beri kullanılan Arap alfabesi Türkçeye uyum sağlayamamaktaydı. Tüm ulusun katılacağı bir okuma yazma seferberliğine gereksinim vardı. Bu amaçla 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan Harf Devrimi yasası ile Arap kökenli abecenin yerini yeni Türk abecesi aldı.  Bu yeni abece, ulusumuzun bireylerinde yurtseverlik duygusu uyandırdı, ulusal bilinci geliştirdi, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmanın bilincini oluşturdu. Böylece. “Aklın inançtan bilimin dinden” soyutlandığı eğitim öğretim anlayışı, Türk ulusuna çağdaşlık ve uygarlık yolunu açtı.

           Atatürk’ün deyişleriyle “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” öğretisi, ulusumuzun belleğine ve vatan topraklarımıza yerleşti.

           Cumhuriyet öncesinde okur yazar olmak, bir ayrıcalık görülürdü; bu anlayışı Cumhuriyet’in eğitim seferberliği ile sona erdirmenin adımları atıldı. En doğal insan hakkı kabul edildi okur yazar olmak. Yeni Türk alfabesine geçişin bir gecede toplumu cahil bıraktığı da sanılmasın; aksine yeni alfabe insanların gözündeki perdeyi kaldırdı. İnsanın aydınlanma yolunda ışık oldu.

          Bu devrimci atılım içinde, Türk ulusu önderi ve kurtarıcısı bildiği Mustafa Kemal Atatürk’e 24 Kasım 1928 tarihinde ‘Başöğretmen’ sanını yaraşır gördü. 

          Bugün, 24 Kasım’lar Türk öğretmeninin onur günüdür.

          Atatürk’ün eğitim alanında gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete, bilgisizliğe, bağnazlığa karşı bir bayrak açıldı. Bu bayrak altında toplanan yurttaşların Millet Mekteplerinde abeceyi öğrenmeleriyle, Köy Enstitüleri ve Halkevleri çatısı altında çağdaş uygarlığı var eden başarılarıyla tüm ülkeyi saran bir Aydınlanma Devrimi yaşandı.  İlköğrenimden yükseköğrenime değin tüm eğitim kurumlarında uygulanan çağdaş, bilimsel, laik   eğitimin yetiştirdiği gençler eliyle    Türk ulusu çağdaş ve uygar dünyada kendisine yaraşır onurlu yerine kavuştu.

           Ne var ki eğitimden sorumlu Bakanlık, bugün kurduğu protokollerle, referansı din olan kimi dernek ve vakıflara eğitim görevini devreder oldu. Öğretim izlencelerinde dinsel yönelişler yer buldu. Eğitim yoluyla küçük beyinleri şartlandırma uygulamalarına fırsat verildi.    Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı, kız ve erkek öğrencileri birbirinden ayırma uygulamaları başladı.  Laik ve bilimsel eğitim ışığı gün günden söndürülür oldu.

            Son günlerimizde bir siyasetçi “Bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçeyle düşünce üretemeyiz.” derken, Cumhuriyet devrimlerine karşı çıktığını söylemekten çekinmediğini gösterdi.   

           Oysa Cumhuriyet geri kalmışlıktan kurtulmanın çaresini eğitim seferberliğinde görmüştü. O yönde büyük atılımlar yapmış, yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu düşünerek, eğitimin, aydınlanmanın ışığını yurt köşelerine taşımanın gayretini göstermişti. Atatürk’ün “En önemli, en verimli görevimiz ulusal eğitim işleridir” sözünde gösterdiği duyarlılık yaşanmıştı.  Onun içindir ki Cumhuriyetin açtığı bilimsel ve laik eğitim yolunu, bugün de izlemek ve eğitimin kalitesini yükseltmek temel görevimiz olmalıdır.

           Son yıllarda yapılmış uluslararası yarışmalarda gördük ki, Türkiye’nin eğitim kalitesi sıralamasında OECD ülkeleri (İktisadi İş birliği ve Geliştirme Teşkilatı) arasında sonuncu sırada olduğu, öğrencilerimizin azımsanamayacak bölümünün okuduğunu anlayamadığı, girdikleri sınavlarda sekizinci sınıfı bitirmiş öğrencilerimizin önemsenir ölçüde dört işlemi yapamadıkları gerçeği ile yüz yüze gelindi.

            Baraj puanının Yüksek Öğrenim Kurumlarına Öğrenci Yerleştirme Sınavında kaldırılmasından sonraysa, alanlarında çok yetersiz puanlar alanlar dahi ilgili yüksek öğrenim kurumlarına yerleşmek olanağı kazandı. İlköğretimden yüksek öğretime dek nitelikli insan yetiştiremediğimiz gibi, Türk üniversiteleri de bilimsel yayın üretemeyişleriyle dünya üniversiteleri arasında sıralamada ilk beş yüze girme hakkını koruyamadı.

          Bu nedenledir aklın ve bilimin önderliğini gösteren Atatürk, tarihin tekerleğinin geri döndürülemeyeceğini gösterdi. İlköğretimden üniversiteye dek eğitimi laik niteliklerinden alıkoymak, bilimsellikten uzaklaştırmak, öğretim kurumlarını medreseleştirmek ve eğitimi dinsel temeller üzerine oturtmak isteğinin öğretim kurumlarımızda ve kamu vicdanında yeri olmamalıdır. Hiçbir şeyi sorgulamadan kendini biat kültürünün teslimiyetine bırakmış olmanın, özlemini duyduğumuz ve gerçekleştirme yolunda yürüdüğümüz demokrasi yönetimiyle de bağdaşır olmadığı bir gerçektir. Çünkü demokrasi özgür ve özgün düşünme eğitimi almış insanlar ülkesinde kökleşir, gelişir. 

         Cumhuriyet’in Türk yurttaşlarına kazandırdığı laik, demokratik ve bilimsel eğitim, geleceğimizi aydınlatacak bir insan hakkıdır.

         Bu duygu ve düşüncelerimizle toplumumuzun sağlıklı ve gelişmiş bir kimliğe ulaşması için verdikleri uğraş ve çabalarda öğretmenlerimizin başarılı olmasını diler; ‘Öğretmenler Günü’nün öğretmenimizin değerini anlama ve kutlama günü bilinmesi özeniyle tüm öğretmenlerimize ve öğrencilerimize saygı ve sevgilerimizi sunar; Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün anısı önünde saygı ile eğiliriz.

  Bu yazı 3878 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI