Bugun...

AKLIN VE BİLİMİN YOLU

 Tarih: 01-03-2022 18:47:00
RUFAT ŞENER

         ‘Dünü   unutursan, yarın hatalara düşmekten kurtulamazsın.” diyor Mustafa Kemal Atatürk.

          Bu sözün güncel anlamını irdeleyebilmek için, geçtiğimiz 20. yüzyılın başlangıç yıllarına dönmek, Cumhuriyet Türkiye’sinin üzerine kurulduğu devrim ilkelerinin Türk toplum yaşamındaki anlam ve önemini tanımak gerekir. O yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun toplum yaşamını bilinçlendirici hukuk-töre düzenini tanımadan; salt düşman işgalinden ‘kurtuluş’ değil uygar bir devletin ‘kuruluş’unun nedenlerini sorgulamadan; Türk insanını çağdaşlığa ve uygarlığa, aklın özgürleşmesine taşıyan Aydınlanma Devrimi’nin ereğini özümsemeden Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutmanın, geçmişin yanılgılarına düşmekten korunmanın yolunu ayırt edemeyeceğimizden…

           Bugün yaşadıklarımızı dün yaşadıklarımızın sonucu bilmek, nedenlerini, kökenini dün yaşadıklarımızda aramak zorundayız da! Geçmişi doğru değerlendirmezsek, yarınlara atacağımız adımlarımızı da yönlendirirken, yanlışlıklara düşmekten kendimizi alamayız.

           Bu bakımdan, yarın kutlayacağımız yıldönümünün, 3 Mart 1924 gününün ulumuz için büyük önemini anımsamakta yarar var.

           Cumhuriyet tarihimiz içinde, TBMM’de  3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Devrim Yasalarının 98. Yıldönümünü kutlayacağız.

           Ulus ve devlet yaşamında Osmanlı’nın mirası din devletine son veren, Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerini var eden, aklın ve bilimin yolu Aydınlanma Devrimi’ni başlatan üç Devrim Yasası’nın;

           Hilâfet (Halifelik) makamının kaldırılması,

           Şeriye ve Evkaf Vekâletinin (Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığının) kaldırılması,

           Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası’nın kabul edilişinin 98. Yıldönümüdür. 

           Atatürk’ün, darmadağın edilmiş bir imparatorluk enkazından çağdaşlaşmayı ilke edinmiş ulus-devleti, Türkiye Cumhuriyeti tasarımını gerçekleştirmesi, bu üç devrim yasasının kabul edilmesiyle başarılmıştır.

            Aydınlanmacı düşünür ve yazar Sayın Alev Coşkun’un değerlendirmesiyle, içi boş bir resim çerçevesini andıran cumhuriyet yönetiminin içinin doldurulmasının, içerik ve niteliğinin belirlenmesinin yolu bu üç devrim yasası ile gerçekleştirilmiştir.

            Atatürk’ün önderliğinde Türk ulusu, ülkesini çağdaş uygarlığa yükseltmenin kapısını, dinsel inanışların devlet yaşamını biçimlendirici ve Saltanat’ı özendirici makamı Hilâfet’i kaldırmakla açmıştır.

            3 Mart’ta kabul edilen Devrim Yasalarından birincisidir, Halifeliğin kaldırılması. 1500 yıllık halifelik kurumu kaldırılıyordu. Ki, Osmanlı Devleti’nde Halife, aynı zamanda padişah yani devletin başıydı. Oysa egemenliğin halkın elinde olduğu bir cumhuriyet yönetiminde, gücünü dinden, ‘hilâfet’ten alan bir ‘devlet başkanı’ olamazdı. Bu nedenle halifelik kurumu kaldırıldı.

            3 Mart’ta kabul edilen ikinci yasa, Şeriye ve Evkaf Bakanlığı’nın kaldırılmasıdır. Bu bakanlık, şeriat kurallarının uygulanması görevini yerine getiriyordu. Çağdaş bir toplumda din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerekirdi. Bu gerekçeyle toplumla ilgili işlerde yasama ve yürütme yetkisi TBMM’de ve hükümetindeyken, dinle ilgili işlemlerde sorumlu kurum ise Diyanet İşleri Başkanlığı olmalıydı.  Yani vicdanı ilgilendiren konular ile kamuya yani topluma ait işler ve konular birbirinden ayrılmıştı bu yasa ile.

            Halkın sosyal, kültürel, toplumsal işleriyle ilgili yasaları yapma ve yürütme yetkisinin TBMM’ne ve onun kurduğu hükümete ait olması gereği, ulusun gereksinmelerini karşılayacak yasaların şeriat hükümlerine uyup uymadığının denetleneceği Şeriye Vekâleti’ne de gerek yoktu. Böylece kurum kapatılırken; toplum ve devlet yaşamının akla, bilime dayandırılmasının, yani laiklik ilkesinin eğitimde, siyasada, hukukta ve her alanda eksiksiz uygulanmasının yolları da açılmış oluyordu.

            3 Mart’ta kabul edilen üçüncü yasa, Öğretim Birliği Yasası’dır. Bu yasa ile şeriatı temel alan eğitim yerine, eleştirici aklı öne çıkaran çağdaş eğitim öne çıkarılmış oluyordu.

            Toplumsal gelişimi ve dönüşümü sağlayan en önemli etkenin eğitim olduğu bilinerek, Cumhuriyet döneminde laik, ulusal, çağdaş eğitimin gerekliliği benimsenmişti.  Bu uygulama içinde çağdışı yöntemlerle ve dinsel inançlarla öğretim yapan medreseler ile laik öğretim kurumları bölünmüşlüğü giderilmişti. Medreseler kapatılırken Türk çocuklarının laik anlayışla yetiştirileceği eğitim öğretim seferberliği başlatılmıştı. Devletin ve toplumun din kuralları yerine insan aklının koyduğu kurallara göre yönetilmesi gerekliliğine inanmış beyinler yetiştirilmesinin, insanın özgür ve aydınlanmış olmasının yolları Eğitim Birliği Yasası ile açılmıştı.

             Osmanlı Devleti günlerinin din odaklı ümmet toplumu yerine, laik Cumhuriyet’in ulus toplumu var edilmişti.

             1937 yılında Anayasamızda özgün yerini alan, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek laiklik ilkesi anlam ve içeriğini bu üç devrim yasası ile kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin çehresi bu devrimlerin ışığında aydınlanmıştır.

             Kemal Atatürk’ün öğretmenlerden istediği “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar” bu üç devrim yasasının koruduğu anlamda, laik eğitim değerleri ile yetişmiştir.

             Atatürk’ün başlattığı ulusal, laik, bilimsel eğitim; özgürlüğünü aklın egemenliğinde arayan gençler yetiştirmiştir.  

             Onlar, Kemal Atatürk’ün özlemini duyduğu Cumhuriyet Türkiye’sini var etmenin uğraşını vermişlerdir. Onlar, yüzyıllarca unutulmuş vatan toprağını köhnemişlikten kurtarmanın, bayındır bir ülke kurmanın çabasını yaşamışlardır. Onlar, Türk insanını bilgisizliğe tutsak eden, geri kalmışlık zincirini kırmanın savaşımını yürütmüşlerdir. Onlar, şairin ‘Öyle dalmış ki derin uykusuna / Bıraksam uyanacak değil!’ tanımlamasında gösterdiği kör düşüncelerle, bağnazlıkla, boş inançlarla avutulmuş insanlarımızı aklın yol göstericiliğine çağırmanın, ulusumuzu orta çağ karanlığından kurtarmanın öncüsü olmuşlardır. 

             İşte bu nedenlerle 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen üç Devrim Yasası, Cumhuriyetin ve laik ve demokratik esaslara dayalı Aydınlanma Devrimi’nin temelleridir. 

             Fakat çok partili siyasal sisteme geçtiğimiz 1950 yıllarından beri siyasal iktidarı kuran   muhafazakâr partiler, kutsal din duygularını siyasete alet etmekten, bu üç Devrim Yasasını delmek için çalışmaktan kaçınmamışlardır.   Bu iktidarlar Eğitim Birliği’ni yıkıcı, eğitim sistemini tersine dönüştürücü uygulamalara fırsat bırakmıştır. Bugün alabildiğine çoğalan dinsel vakıflar, MEB’nın düzenlediği protokollerle eğitim öğretim hizmetini kökeni din esaslı vakıflara devretmesi, tarikat ve cemaatlerin her geçen gün toplum yaşamını biçimlendirici ağırlık kazanması, çok küçük yaşlarda anasınıfı çocuklarına dahi eğitimi dinselleştiren kurs eğitimi verilmesi örnekleri anılabilir de.  Bu anlayışla uygulaması yapılan da çocuklara ‘din kültürü’ vermek yerine, onlarda akıl kurallarını yok sayan ‘inanç eğitimi’ anlayışının öne çıkarılır olmasıydı.   Bu bağlamda Cumhuriyet’in laik, eleştirel ve düşündürücü akla dayalı eğitim sistemi gün günden zayıflatılır da oldu.  Oysa, inançların kamu yaşamına egemen olmasını önlemenin tek yolu, akılcı ve bilimsel, laik öğretim anlayışını öğretim kurumlarımıza yerleştirmek olmalıdır.

             Atatürk; Cumhuriyet Türkiye’sinin, eğitim sistemimize yerleştirmek istediği düşünceyi şu sözlerle anlatır: “Uygar uluslar önünde saygınlık kazanmak isteyen Türk ulusu, çocuklarına vereceği eğitimi okul ve medrese namında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruma teslim etmeye katlanamaz… Eğitim ve öğretim birleştirilmedikçe aynı fikirlerde, aynı zihniyette bireylerden oluşan bir ulus yapmaya olanak aramak boş bir uğraştır.”

              Bu sözleriyle Büyük Önder, Türk ulusunun amaçladığı ‘terakki ve medeniyet yolunda’ yürürken, ‘elinde ve kafasında tuttuğu meşale’nin akıl ve bilim yolu olduğunu gösteriyordu.

              İşte, bizim de bugün savunduğumuz ve kutladığımız yıldönümü, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlığa erişme yolunda benimsediği    Devrim Yasalarının 98.  Yıldönümüdür.

  Bu yazı 363 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI