Bugun...

İstanbul Sözleşmesi’nin Tenkidi ve Kadın-Erkek Meselesi [I]

 Tarih: 02-04-2021 10:48:00
MUSTAFA TURGUT - GELİBOLU MÜFTÜSÜ

Türkiye, son derece olumlu bir adım atarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Bazı kesimlerin “fesih” kararını iptal etmeye dönük bir takım teşebbüslerde bulunması, en hafif tabirle büyük bir gaflettir.

Sözleşme; bilimsel veriler, sahih örf ve İslâmî ilimler zaviyesinden bir tetkike tabi tutulduğunda görülecektir ki bünyesinde birçok mahzuru barındırmaktadır. Ezcümle;

“Toplumsal Cinsiyet”

Sözleşme’ye göre “toplumsal cinsiyet”, toplumun insan bedeni için biçtiği cebrî bir kategori olduğundan, İslâm örfünün gâlib-i hale nazaran erkeği aile reisi (kavvâm), kadını da ev hanımı mevkiinde konumlandırması, şiddet başta olmak üzere birçok problemi beraberinde getirmektedir. Bu telakkiye göre kadın ile erkek arasındaki yegâne fark, üremedeki rol ile ilgili farktır.

Sapkın eşcinsel hareketler, daha da ileri giderek “toplumsal cinsiyet” kavramını, erkek-kadın kategorilerini pekiştirdiği düşüncesiyle yetersiz bulmaktadırlar ve cinsiyetin toplum tarafından inşa edilmiş sun’î sınıfsal bir ayırım olduğunu iddia etmektedirler.

Değerlendirme

Evet, bugün her alanda kadın-erkek eşitliğini savunan bir eğilim isbat-ı vücut etmeye çalışmaktadır. Bu görüşü savunanlar, erkekle kadın arasındaki cinsiyete dayalı farklılıklara en ufak bir vurgu yapmayı ayrımcılık olarak değerlendirmektedirler.

Her şeyden önce meselenin merkezinde yer alan “hak”, “eşitlik”, “farklılık”, “ayrımcılık” ve “adalet” gibi anahtar kavramların İslâmî müktesebata göre yapılmış tarifleri göz önüne alınmalıdır; batının değer yargılarına göre yapılmış tarifler problemin ana kaynağıdır.  

Görüldüğü kadarıyla “kadın hakları savunucuları”nın “eşitlik” ve onunla ilintili kavramlara yükledikleri anlamlar yeterince mütalaa edilmiyor. Onlar bütün “çözüm” önerilerini “eşitlik” kavramı üzerine bina etmektedirler. Bu meyanda “adalet” kavramının değil de ısrarla “eşitlik” kavramının niçin ön planda tutulmaya çalışıldığı bir soru[n] olarak orta yerde durmaktadır.

“Toplumsal cinsiyet eşitliği” politikaları, kadın ve erkeğin her alanda eşit olduğu varsayımına dayanmaktadır. Hakikatle bağdaşmayan bu varsayımın dinî, ahlâkî ve ilmî kıstaslarla hiçbir suretle örtüşmediği gayet açıktır. Bu eğilime sahip olanlar, salt ideolojik saiklerle hareket etmektedirler. Hâlbuki farklı kültürlerin hâkim olduğu çeşitli coğrafyalarda yapılmış bilimsel araştırmalar, kadın ve erkeğin mahiyetinin bir, hüviyetlerinin farklı olduğunu ortaya koymuştur. Bu farklılıklar, sadece fizyolojik/bedenî özellikleri değil, aynı zamanda fikrî, hissî, şahsî ve içtimaî alanları da içine alacak genişliktedir.

Ne var ki olur olmaz her mevzuda “bilimin hakemliğine” başvurmayı bir “ayrıcalık” gibi takdim etmeye çalışan bu çevrelerin, konu “toplumsal cinsiyet eşitliği” olduğunda ibretamiz bir şekilde oralı olmadıklarını gözlemliyoruz. Bu konuda sergiledikleri çifte standardı siz muhterem okuyucularımın takdirine havale ediyorum. Aslında aklîlikten yoksun ve fıtrata aykırı bu paradigmanın taşıdığı zaaf ve tutarsızlıklar sebebiyle dikkate alınacak bir yanı yoktur.

Kadın-erkek meselesini “üstünlük” ekseninde mütalaa etmek, sağlıklı bir netice elde etmeye mani olacaktır. Konu, yüce dinimiz İslam’ın öngördüğü şekliyle adalet temelinde ele alınmalıdır. Her konuda olduğu gibi bu konunun müzakeresinde de “adalet” ilkesinin mihver kabul edilmesi, farklılıkları dikkate almayı sağlayacak, haksızlık ve suiistimallere yol açan yaklaşımlara fırsat vermeyecektir. 

“Toplumsal cinsiyet” kavramı etrafında hükme bağlanan düzenlemelerin kahir ekseriyetini İslâmî değerlerle bağdaştırmak mümkün değildir. İslâm, fıtrat dinidir ve fıtrata aykırı herhangi bir kanuni düzenlemeyi “yaratılışa müdahale” olarak kabul eder. Hüküm tesis ederken aradığı “fıtrata uygunluk” ilkesi, İslâm’ın en bâriz alâmet-i fârikasıdır.

İslam’a göre her şeyin bir fıtratı olduğu gibi kadın ve erkeğin de nev’-i şahsına münhasır bir fıtratı vardır.

Selam ve dua ile…                                                                  Devam edecek…

  Bu yazı 91 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI